Ağva’da Bir Nefes

Evden uzaklaşmak, kısa bir mola vermek, yeni yerler görmek kime iyi gelmez ki? Bu hayatta bizi en mutlu eden şeylerin başını herhalde, birlikte seyahat etmek ve yeni yerler/mekanlar görmek gelir bu yüzden şartların uygun olduğu her an birimizin ‘Hadi gidelim’ demesi yeterlidir. Bu hafta sonu da daha önce gitmediğimiz, giden arkadaşlarımızdan sıkça methini duyduğumuz Ağva’da şehir karmaşasına, kısa bir ara verelim dedik.

Öncelikle Booking’ten otelimizi bulduk: Ekoland. Daha sonra bir gezi planı yaptık ve hiç bir şeyi unutmadan Ağva’ya gidebilmek için, fotoğraf makinesinin şarj aletine kadar not ederek, her şeyi sırayla hazırladık. Yürüyerek nehir kenarında gezmek, sahilde vakit geçirmek önceliğimizdi. Kafelerde vakit geçirmek istemediğimiz için, yorulduğumuz zaman bizi bir nebze olsun dinlendirecek kahvelerimizde yanımızda olmalıydı. Bu yüzden sırt çantalarımıza termos, bolca kahve ve evde yaptığımız sandviçlerimizi koymayı da unutmadık.

Gelelim Ekoland’e; Burası, Ağva merkezden arabayla 5 dakikalık mesafede olan Kurfallı Köyü’nde ağaçlar arasına saklanmış ahşap, küçük bir otel. Buranın merkezden uzak, sessiz ve doğal ortamı bizi buraya çeken en büyük faktör oldu. Fiyat olarak Ağva’da konaklayabileceğiniz uygun fiyatlı oteller arasında. Lüks bir tatil için uygun bir yer olmayabilir ama keyifli bir otel. Otelin en güzel yeri, arka kısmında ki ormanlık alanda ayrılmış yeri. Burada ki hamaklara uzanıp hayaller kurabilirsiniz. Ben öyle yaptım, sanırım hava biraz daha sıcak olsa uzun süre orada yatabilirdim… Diğer bir güzel yeri ise şöminesiydi, hava çok soğuk olduğu için ne yazık ki ikinci günümüzde balkonda kahvaltı yapamadık. Bu yüzden sabah erkenden kalkıp şöminenin hemen yanında ki masa da güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı demişken, otelde kahvaltı yeterli ama ben daha güzel olmasını beklerdim. O güzel ve doğal ortamda kahvaltı ederken “Kahvaltıyı organik reçellerle, köy peynirleri, taze sebzelerle vs. daha zengin bir hale getirebilirler.” diye düşündüm.

İlk gün, Ağva’nın merkezinde ve sahilde uzun bir yürüyüşle güne başladık. Yürüyüşümüzün en keyifli yeri Aşıklar Yolu’ydu. Nehir kenarında sağlam olduğuna inandığımız bir iskelede saatlerce oturup kahve keyfi yaptık, burası harikaydı. Akşam yine aynı yolun başlangıcında ki küçük restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Biz de burada bulunan Bahçe Restoran’da rakı-balık keyfiyle günü sonlandırdık. Çok leziz mezelerden, harika sunumlardan bahsedemeyeceğim, ne yazık ki ilgi alaka dışında diğer şeyler vasattı ama olsun hafta sonu harikaydı 🙂 Buraya diğer gelişimizde kamp yapmaya karar verdik, burada çok keyifli kamping alanları varmış, tavsiyelerinizi bekliyorum.

Ertesi gün Şile’ye doğru yola çıktık. Yolda ilk durağımız Kilimli Koyu’ydu, burada mavi ve yeşil bir arada mükemmel bir sahil var, yazın buraya sıkça gelecek gibi görünüyoruz. Buradan sonra ikinci durak Akkaya Çiftliği oldu, çay kahve derken buradan tekrar Şile’ye doğru yolumuza devam ettik. Buraya karnınız açken, güzel bir hava da gelmenizi şiddetle tavsiye ederim, ortam çok ama çok güzel, burada yemeği deneyimlerseniz eğer bize de yazmanızı rica edeceğim 🙂 Şile’de akşamı ettikten sonra “Yarın pazartesi mi? Bugünde mi bitti?” üzgün suratlarıyla evimize doğru yola çıktık.

Bu hafta sonu için tek tavsiyem; bahanelerinizi bir kenara bırakın, kendinize ve ailenize nefes alabileceğiniz bir zaman ayırın,  zaman ne yazık ki geri alınamayan tek şey…

Devamını oku:
24614
2012-2013 Sonbahar-Kış Trend Renkleri

Kapat