I Love Barcelona!

barcelona

Arkadaş tavsiyeleri ve Tolga’nın ısrarları üzerine balayı için Barcelona’yı seçtik. Düğünümüzün hemen ardından 19 Ağustos’ta İstanbul’dan Barcelona’ya doğru yola çıktık. Gitmeden önce Barcelona’nın balayı için doğru bir tercih olup olmadığı konusunda soru işaretlerim vardı ama orayı o kadar çok sevdim ki dönerken neredeyse ağlayacaktım. Kısaca Barcelona seyahatimiz büyük bir keyif aldığımız, uyumadığımız, kilometrelerce yürüyüp hiç yorulmadığımız, bisiklete binmekten bir kaç gün oturamadığımız, bol bol eğlenip güldüğümüz 6 müthiş gündü. Gitmeden önce okuduğumuz hemen hemen bütün yazılarda ne yazık ki işsizlikten ve ekonomiden dolayı son zamanlarda çoğalan hırsızlıktan söz ediliyordu bu nedenle değerli hiç bir şeyi oturduğumuz yerlerde masa üzerine koymadık ve 6 gün boyunca sırt çantalarımızı önümüzde taşıdık. Biz tek kuruşumuzu bile kaptırmadık ama fotoğraf makinemiz için biraz endişelendiğimiz olmadı değil ne de olsa yanımızda ki en değerli eşyamızdı 🙂 Gidecek olanlarda böyle basit önlemlerle üzülmeden evlerine dönebilirler.

Barcelona

Vize için 10 gün beklememiz gerekti, 10 gün sonunda cep telefonumuza gelen mesajla, pasaportlarımızı almak için büroya gittik. En sinir bozucu olanda pasaportunu almadan vizenin çıkıp çıkmadığını bilmemek…

Aktarmasız uçuş için İstanbul’dan Pegasus veya Türk Hava Yolları’nı tercih edebilirsiniz. Biz uçuşumuzu Pegasus’la yaptık, THY’den biraz daha uyguna geldi ama yine de siz siz olun planlı olun, uçak biletlerinizi bizim gibi son günlere bırakıp, biletlerinizi daha pahalıya almayın… Uçuşumuz 3,5 saat sürdü. Havaalanından şehre gitmek için Aerobus harici, metro, gece otobüsleri ve taksi seçenekleri var. Aerobus’la 5.90 euro’ya 20-25 dakikada şehir merkezinde oluyorsunuz. Biz Aerobus’ı tercih ettik, sanırım en kolayı Aerobus. Terminalden çıktığınız anda durakları karşınızda ve duraklarında size bilet kesen, şehrin krokisini veren yardımsever danışmanları var.

Kalacağımız otel La Rambla Caddesi üzerindeydi, Catalunya Meydanı’ndan otele 10-15 dakika bir yürüyüşten sonra Hotel Petit Palace’a ulaştık. Lokasyonu, temizliği, çalışanlarının yardımseverliğinden dolayı tekrar gitsek yine orada kalabiliriz.Otel eğer yürümeyi seviyorsanız Barcelonata, Bogatell ve Catalunya bölgelerine yürüyüş mesafesinde. Ama otelden çıkıldığında 3-4 dakikalık yürüme mesafesinde metro ve otobüs duraklarıda var. Gitmeden önce balayı çifti olduğumuzu belirttiğimiz için odamız çok özenli hazırlanmış, bir şişe şarap ve çikolatanın yanında güzel bir yazı bırakılmıştı. Barcelona’da ilk saatlerimiz Hotel Petit Palace sayesinde oldukça keyifli başladı. 🙂

İlk günü La Rambla’nın solunda kalan Barri Gotic’in sokaklarında kaybolarak, burada bulunan küçük dükkanlarda kendimizi kaybederek geçirdik.

La Rambla 1,5 km uzunluğunda ve günün her saati capcanlı bir cadde, bir ucu Placa De Catalunya Meydanına diğer bir ucu ise denize uzanıyor, denize uzanan ucunda Christoph Colomb heykelinin bulunduğu Port Vell denilen marinası var. Cadde üzerinde “La Bouqeria” denilen bir yiyecek pazarı var. Pazar günleri kapalı oluyormuş. İçeride çeşit çeşit sebze, meyve, çikolata şekerleme ve tabi ki deniz ürünleri var. Bu keyifli pazarda meyve dolu kaplardan bir tane alıp gezebilir veya Pinotxo Bar‘ın birbirinden güzel tapaslarıyla karnınızı doyurabilirsiniz. Tavsiye edilir 🙂 La Rambla caddesinden denize doğru ilerlerken sol tarafta Carrar de Colom Sokağı’ysa harika bir meydana çıkıyor; Placa de Reail. Burası en güzel meydanlardan biri, içeride palmiye ağaçları ve bir çeşme var. Meydanda ki sokak lambaları yine Gaudi’nin tasarımı. Meydanın çevresindeyse bir çok restoran ve bar mevcut. Biz orada olduğumuz süre boyunca, meydanda bulunan MariscCo Restoranda yemek yedik. Çalışanların tavsiye ettiği yemek ve şarapları tercih etmenizi öneririm.

Placa de Catalunya, bir çok ulaşım hattının birleşim yeri, Hard Rock Cafe’de burada. Meydanın hemen yanında bulunan Farggi Cafe‘de bir sabah kruvasan yemenizi tavsiye ederim. Buradan Barcelona’nın en lüks caddesi Passaig de Gracia’ya gidebilir ve Rambla de Catalunya Caddesinde keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz.

İkinci gün otelden aldığımız bisikletlerle gezdik ve pek iyi bir fikir olmadığını sonradan farkettik. Yürüyerek gezmek çok daha keyifli oluyor ve daha az yoruyor. Sabah ilk durağımız Barcelona Katedrali oldu. Orayı bir çırpıda gezdikten sonra El Born’a geçtik. Kısa bir molanın ardından El Born Centre Cultural müzesini gezdik. El Born çok hoş kafe ve barların olduğu her saat canlı bir yer. Buradan çıkıp tamamen tesadüfen rastladığımız Arc D Triomf’la karşılaştık, buraya Gotik’ten yürüyerekte gelebilirsiniz. Arc Triomf etrafında oldukça keyifli meydanları bulunan, etrafı bisiklete binen, spor yapan insanlarla dolu bir zafer tagı. Buranın devamında ise Parc d la Ciutadella var. Burası da gezilmeye değer harika bir park, sonunda Barcelona Zoo bulunuyor. Parkta yine bir kısa moladan sonra gezmeye devam. Buradan Barcelonata’da bir gezinti yaptık. Burası deniz kıyısında harika bir semt, yazlık küçük kasabaları andırıyor. Port Vell’den yürümeye devam ettiğinizde buraya ulaşıyorsunuz. İkinci günü Ramblas’a çok yakın Irati‘de bol bol tapas yedik, gezi boyunca bir çok farklı yerde tapas yedim ancak en çok buranın tapaslarının lezzetlerini beğendim.

Tapaslar

Biz gezimizin üçüncü gününde Bus Turistic’leri keşfettik. 3 farklı hatla şehri bir uçtan bir uca gezebiliyorsunuz. 1 gün veya 2 günlük seçenekleri var, biz bindiğimiz duraktan 38 euroya 2 günlük bilet aldık. Biletler biraz daha uygun fiyatlı olarak internet sitesi üzerinden de alınabiliyor, biletinizin çıktısını alıp onu göstermeniz yeterli oluyor. Önce biraz pahalı gelmişti ama o kadar kolay bir şekilde çok fazla yeri gezip görme imkanımız oldu ki, fazlasıyla değdi. Türkçe anlatımı da olan Bus Turistic’leri şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer 1 günlük bilet alacaksanız kırmızı ve mavi turları tercih edin. Yeşil Tur sahil şeridinden yeni yerleşim yerlerinde bir gezintiye çıkarıyor.

Biz birinci günümüzü kırmızı turu gezerek geçirdik. Kaç kere in-bin yaptığımızı hatırlamıyorum ama indiğimiz bütün duraklarda harika yerlerle karşılaştık. Bunlardan bazıları şöyle; Plaça Espanya; Bu güzel meydan Montjuic Tepesinin başlangıç noktası. Meydanda Arena alışveriş merkezi var, tepesine 1 euro’ya asansörle çıkıp manzarayı izleyebilirsiniz. Biz çıkmadık 🙂 Buradan harika bir görsel sanatlar müzesi olan Museu Nacional D’Art de Catalunya‘ya yürüyebilirsiniz. Müzeye varmadan hemen önünde buluna Magic Fountains adlı havuzda bir kaç fotoğraf çektirebilirsiniz.

IMG_1492

Montjuic tepesine doğru yürümeye devam ediyoruz. Burada Montjuic Kalesi, Olimpiyat Köyü ve görülmeye değer Fundacio Joan Miro Vakfı Müzesi var. Montjuic tepesine teleferikle çıkmakta diğer bir alternatif. Akşam Placa Reail’de bulunan MariscCO‘da yemek yedik.

Bus Turistic’le ikinci günümüz, Barcelona’daki dördüncü günümüzde mavi tur ve kırmızı turla uzun bir gezi yaptık. İlk durağımız Passaige de Gracia caddesinde bulunan Casa Battlo ve Casa Mila oldu. Buradan Sagrada Familia’ya geçtik. Tam burada şehre ruhunu veren Mimar Antoni Gaudi’den bahsetmek istiyorum. Gaudi farklı sanat ve mimari anlayışla şehirde bir çok mimari esere imza atmış. Bu şehre gelen hiç kimsenin Gaudi’ye ve Art Nouveau olarak bilinen sanat akımına hayran olmadan gittiğini hiç sanmam.

Hiç şüphesiz en çok bilinen mimarlık harikasıda Sagrada Familia’dır. Burası şehrin simgesi olan bitmeyen bir kilise. Bir kaç yılda bir haberlere de bu ünvanıyla konu oluyor. Gaudi eseri bitiremeden vefat ettiği için eser hala yapım aşamasında ancak Gaudinin ölümünün 100. yılı olan 2026’da bitirilmeye planlanıyor. Kilisenin dışında çok fazla ve farkli figürler yer alıyor ve hepsinin ayrı bir hikayesi bulunmakta. Sagrada Familia’ya gelmeden önce biletinizi online olarak alabilirsiniz, biz öyle yaptık. Kilisenin içine özellikle de vitray camlarına bayıldım ancak bence dışı içinden çok daha fazla ihtişamlı olan bir yapı. Bu da heykel sanatının etkileyiciliğinden olsa gerek…

Buradan Park Güel’e geçiyoruz. Bilet kalmadığı için parkın her yerini ne yazık ki gezme fırsatımız olmadı. Parkın içinde iki ev var, biri Gaudi’nin yaşadığı ev diğeri ise Gaudi’nin Guel ailesi için yaptığı Palau Guel.

Sırada ki durağımız Futbol Club Barcelona oldu yani meşhur Camp Nou. Burayı gezmek Tolga’nın çok istediği bir şeydi, bende önce biraz isteksizdim ama içerideki atmosferden etkilenmedim desem yalan olur. Tribünlerde başlayan gezi, Barcelona storeda son buluyor. Basın tribünü, soyunma odaları, Barcelona müzesi vb. girmediğiniz yer neredeyse kalmıyor. Ziyaret fiyatı 33 euro, gelmişken görmeden olmaz. 🙂

Yeşil turu da tamamlayıp Port Olimpic’te güneşi batırdık.

Beşinci günümüzde de yine Gotic ve El Born sokaklarında kendimizi kaybettik, hoş dükkanlarından alışverişler yaptık. Alışveriş için burada tasarım ürünler satan çok hoş dükkanlar var.

Placa Reail’in bir üst sokağında bulunan La Cure Gourmande’ye mutlaka bir girin. Çikolataları, şekerlemeleri ve cookielerini deneyin, hepsi birbirinden güzel. Ancak burada birbirinden güzel olan diğer şeyler ise küçük desenli metal kutuları. Bu kutuları ayrıca satın alabiliyorsunuz.

Keyifli bir Irısh pub içinse Catalunya meydanına çok yakın olan The George Payne‘e uğrayın. Çok ucuz ve çok eğlenceli bir pub.

6 günün sonunda istemeye istemeye geri dönüş yolundaydık. Hepsi birbirinden güzel anılar ve fotoğraflarla İstanbul’a, evimize geri döndük…

 

 

Devamını oku:
kpak
Yılbaşı İçin 7 Farklı Tarif

Kapat